DİĞER MAKALELER

YARATICILIK VE YENİLİKÇİLİK MAKALELERİ

YÖNETİM BECERİLERİ MAKALELERİ

HER ŞEY İÇİN 7 YÖNTEM MAKALELERİ

ROI MAKALELERİ

TURKISHTIME DERGİSİ MAKALELERİ

Havadan, Sudan Bir Yazı / Arif Gökhan RAKICI

Geçtiğimiz yaz boyunca “susuz yaz” filmini anımsatan çöl sıcakları, kum fırtınaları…son günlerde ise aşırı yağmur, sel, fırtına…bu sözleri televizyon ekranlarından ne kadar çok sık duyar olduk…bir gün yanıyoruz…diğer gün donuyoruz…hatta sabah yanıp akşam donduğumuz günler bile oluyor…yağmur eskisi gibi değil…deli gibi yağıyor sonra birden kesiyor ve güneş açıveriyor…birileri sürekli sera etkisinden, küresel ısınmadan, iklim değişikliğinden bahsediyor…sonumuz geldi diyenler bile var…sahi öyle mi? 

“Bize bir şey olmaz canım” diyenleri duyar gibiyim… 

Deprem deprem dediler…10 sene geçti bir şey olduğu yok…hepimiz deprem uzmanıyız artık...artçı şoklar, 5.7-6.7, faylar, kırılmalar, yanal atılımlar…her şeyi öğreniverdik iki günde zaten...şimdi de yorum yapıyoruz…Deprem bir yana eğri oturup doğru konuşmak lazım, biraz mantıklı olmak lazım…daha da önemlisi Uğur Mumcu’nun dediği gibi fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olmak lazım…

Önce değişen nedir, ısınan nedir biraz ona değinelim isterseniz.

İklim değişikliği ya da küresel ısınma zannedilenin aksine günümüze has bir durum değil aslında, tıpkı yerkabuğunun sürekli hareket etmesi değişmesi gibi dünyamızın iklimi de binlerce yıldır çok yavaş bir şekilde de olsa değişiyor. Örneğin her 11 bin yılda bir dünyamız eksen eğikliğini ters yöne doğru değiştiriyor ya da hafif dış merkezli bir elips olan dünya yörüngesi sürekli değişiyor bu da hiç şüphe yok ki dünya iklimini değiştiriyor, zaman zaman ısınan dünya zaman zaman da soğuyarak buzul çağına giriyor ancak hemen belirtelim ki bu çok yavaş ve uzun süren bir döngü, örneğin son buzullanma en şiddetli devresine an tam 180.000 yıl önce ulaştı. 10.000 yıl sonra da gezegenimize sıcak ve nemli bir iklim yerleşti. 1 Buraya kadar olan her şey normal. Anormal olan ise insanoğlunun son dönemde doğanın bu düzenine ve dengesine yaptığı müdahale ile verdiği neredeyse onarılamaz zarar.

Filmi 18.yy.’a ve Sanayi Devrimi’ne kadar geriye sarmak mümkün. Buharlı makinenin icadı ve fabrikasyon üretime geçilmesiyle beraber sera etkisi gösteren gazlar (Karbon dioksit, metan, nitroz oksit…vb) atmosfere inanılmaz oranda bırakılmaya başlandı, örneğin Karbon dioksit salımı (CO2 emisyonu) sanayi devriminden önceki 18.yy.’a kıyasla %36 artmış durumda ve bu durum son 50 yılda artık doruk seviyesine ulaştı. Artık her yıl atmosfere yaklaşık 16 bin kilometreküp CO2 salıyoruz. 2 Kendi düzeni içerisinde soğuyup ısınan dünya artık sürekli ısınmaya başladı. İşte küresel ısınma denen şey de bu aslında. İnsanoğlu dünyanın soğumasını engelleyen sera etkisi gösteren gazları havaya saldıkça dünya ısınıyor, ısınan hava daha fazla nem tutuyor ve daha fazla nem de daha fazla yağışı, potansiyel fırtınayı ve daha fazla buharlaşmayı beraberinde getiriyor. Yağışlı alanlar daha yağışlı kurak alanlar ise daha kurak hale geliyor işte buna da iklim değişikliği diyoruz

Aşağıdaki Avrupa haritasındaki renklendirilmiş bölgeler 2030’a kadar %20 (sarı bölgeler) ile %40 (açık kahverengi bölgeler) arasında ve hatta %40’ın üzerinde (koyu kahverengi bölgeler) su kaybı ya da diğer bir ifadeyle su sıkıntısı yaşayacak bölgelerdir, Türkiye’nin durumu görüldüğü üzere oldukça ciddi.

Tıpkı deprem yorumları yaptığımız gibi küresel ısınma yorumları yapar olduk. Rakamlar bir iki derece olunca herkes: “Aman canım ne olur bir dereceden” diyor ancak örneğin, dünyanın yaklaşık 15,7 °C olan ortalama sıcaklığı 1 °C artacak olsa Avrupa’nın yaklaşık yarısı neredeyse çöl haline gelecektir, daha da önemlisi dünyadaki hayatın bitmesini ve başlamasını sağlayan buzul çağları sadece 5 °C’lik bir ortalama sıcaklık değişimiyle gerçekleşiyor, bunu unutmamak gerekir.

Hiç şüphe yok ki en çarpıcı ve bir o kadar da ürkütücü değişimler kutup bölgelerinde yaşanmakta Kuzey Buz Denizi’ndeki kalıcı buz örtüsü son rekorun kırıldığı 2005’ten bu yana %27 küçülmüş durumda. (3)

 

Dünyadaki temiz su rezervlerinin %90’ını oluşturan buzulların %90’ına sahip olan Antarktika da hızla eriyor. 4 Kutup ayıları artık üzerine çıkacak buz bulamadıkları için boğularak ölmeye başladılar, aç kalan kutup ayıları artık daha önce hiç yapmadıkları şekilde penguenlere saldırıyorlar…ABD, Kanada, Danimarka ve Rusya Kuzey Kutup bölgesindeki yaklaşık 90 milyar varillik yeni petrol rezervlerini paylaşadursun…bir şeyler yapmanın zamanı geldi de geçiyor bile…Dünyanın deyim yerindeyse iki buz deposu olan Grönland ve Antarktika buzulları tamamen eridiği takdirde deniz seviyesindeki artış yaklaşık 6 metre olacak.(5)

Akla ilk gelen şey CO2 ve diğer sera etkisi gösteren gazların salımını azaltmayla ilgili bir antlaşma olan Kyoto Protokolü. Ancak bu antlaşma deyim yerindeyse devede kulak kalıyor. Öngördüğü projeksiyon - Kyoto Protokolüne göre ülkeler 2008 ile 2012 yılları arasında salımlarını 1990 yılına göre %5.2 düşürmekle yükümlüdürler- yetersiz düzeyde ama dünya kamuoyundaki algısı sanki küresel ısınmayı durduracak antlaşma gibi. Buna rağmen dünyanın CO2 salım fabrikası olan ABD antlaşmayı imzalamamakta direniyor. Ortalama bir Amerikan ailesinin yıllık CO2 salımı (yaklaşık 23 bin kilo) Avrupa’dakilerin 2, Hindistan’dakilerin 19 katı daha fazla. 6 Bu duruma ABD hükümetinin bulduğu çözüm ise tam bir “şark kurnazlığı”: CO2 salım kotalarını dolduramayan ya da muaf olan az gelişmiş Afrika ülkelerinden bu salım haklarını parayla satın almak! Büyüyen dev Çin’i soracak olursanız atmosfere her yıl bir önceki yıla oranla %11 daha fazla CO2 salımı yapıyor.(7) 

Geçen yüzyıl boyunca CO2 salımı yaparak sanayileşen ve kalkınan ülkeler, “biz yaptık siz yapmayın bari” der gibi baskı uygulasalar da Türkiye’nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin antlaşmayı imzalamama